Konu: BiLecik
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 06-17-2008, 06:53 PM   #1
hira_pc
Administrators
 
hira_pc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 1.482
Tecrübe Puanı: 10
hira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond reputehira_pc has a reputation beyond repute
Standart BiLecik

Tarih Öncesinde Bilecik

Bilecik’te ilk yerleşim MÖ 3000’den öncelere rastlamaktadır. Anadolu’da Tunç Çağına geçiş sürecinde önemli bir yeri olan Bilecik’ten MÖ 3000’lerde tunç yapımı için kalay çıkarıldığı bilinmektedir.

İlin bilinen en eski isimleri Agrilion ve Agrillum’dur.

Daha sonraki dönemlerde Bilecik Bizans İmparatorluğu sınırları içine giren bir yerleşim yeri olmuştur. Doğu Roma (Bizans) döneminde şehir Belekoma ismiyle anılıyordu. Bilecik o zaman, şimdiki Bilecik’in doğusunda, Hamsu ve Tabakhane derelerinin oluşturduğu vadiler arasındaki bir kaya çıkıntısı üzerine inşa edilen kale çevresinde kurulmuştu.

Antik Çağda Bilecik

Antik Çağ’ da Bilecik’le ilgili özel bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle kentin bu çağdaki hayatı, tarih kaynaklarında Bilecik’i de içine alan Bitinya (Bithynia) bölgesinin genel tarihi içinde gösterilmektedir.

Bitinya bölgesinin bilinen tarihi MÖ 1950’lerde burada yaşayan Trakya kavimlerinden Thynler’le başlar.

Bölge Thynler’den sonra kronolojik sıra ile :
MÖ 1550-1400 Mısırlılar, 1400-1200 Hititler, 1200-676 Frigler, 676-595 Kimmerler, 595-546 Lidyalılar, 546-334 Persler, 334-326 Makedonyalılar, 326-297 Özgürlük dönemi, 297-74 Bitinya Krallığı, 74-395 Roma İmparatorluğu, 395-1299 Bizans (673-678 ve 714-718 döneminde bölge Emevi ve Abbasi hakimiyeti) dönemlerini yaşamıştır.

Bizans Döneminde Bilecik

Roma İmparatorluğu MS 395 yılında ikiye ayrılınca, Bitinya Bölgesi ve Bilecik Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu sınırları içinde kaldı. Bizans döneminde Belekoma Kalesi Bilecik’te inşa edilmiştir. Bizans döneminde Bilecik bir Tekfurluk idi. Abbasi Halifesi Harun Reşid döneminde (797 yılında), Bitinya bölgesinin diğer şehirleri gibi Bilecik ve Söğüt civarı da fethedilerek Abbasi idaresine sokulmuştur. Çevresi kale ile korunan Belekoma kenti tarih içinde Bizanslılar-Emeviler ve Bizanslılar-Abbasiler arasında birkaç kez el değiştirmiştir.

Selçuklular Döneminde Bilecik

Selçukluların bir boyu olan Kayıların bir bölümü (400 çadırlık bir oba) Ertuğrul Bey yönetiminde batıya doğru yer değiştirerek Söğüt ilçesi ve çevresine gelmişlerdir.
Osmanlı vaka-i namelerinde Kayıların Söğüt ve çevresine yerleşme tarihi olarak 1230’lu yıllar gösterilmektedir. 1231 yılında İznik İmparatoru Selçuklu sınırına tecavüz edince Selçuklu Sultanı I. Aleaddin Keykubat Bizanslılara karşı bir sefer düzenlemiş, Ertuğrul Bey de bu sefere bir akıncı olarak katılmıştı. Selçuklu ve Bizans orduları arasında Sultanönü mevkiinde meydana gelen savaşın sonucunda Bizans ordusu yenilmiş, Karacadağ ve Söğüt dolayları Büyük Selçuklu Devleti’nin eline geçmişti. I. Aleaddin Keykubat Belekoma (Bilecik) Tekfurunu vergiye bağladı. Savaşta büyük yararlıklar gösteren Ertuğrul Bey’e Söğüt’ü mülk, Domaniç’i de yaylak olarak verdi.

Yine Osmanlı kaynaklarına göre Ertuğrul Bey 1281 yılında ölmüştür. Türbesi Söğüt ilçemizde bulunmakta ve her yıl Söğüt’te düzenlenen Ertuğrul Gazi Şenlikleri ile anılmaktadır.

Ertuğrul Bey, Kayı Türklerinin değerli önderidir. Kayı boyu ise Osmanlı Devletinin nüvesi, kurucusudur. Böylece Söğüt ve dolaylarında kök salan 400 çadırlık uçbeyliğinden bir Devlet doğmuştur.

Osmanlılar Döneminde Bilecik

Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra Kayıların başına Osman Bey geçti. Osman Bey ve silah arkadaşları Bizans’a karşı savaşıyor ve bu savaşlarda sürekli başarı kazanıyorlardı. Kayıların bu başarılarında Şeyh Edebali’nin büyük rolü olmuştu.
Şeyh Edebali Ahi idi. Ahilik; tarım dahil bütün zanaat dallarında halkı, çalışanları teşvik eden, herkesi kardeş bilen, çalışanlara her türlü yardım elini uzatan örnek bir örgüt anlayışı idi ve Fakih Şeyh Edebali Kayı Ahilerinin önderi idi. Şeyh Edebali o sıralar Eskişehir ili sınırları içindeki İtburnu Köyünde oturuyordu. Daha sonra medresesini Söğüt ve son olarak da Bilecik’e taşımıştır.

Osman Bey 1286 yılında İnegöl yakınındaki Hisarcık kalesini Bizanslılardan zaptetti. 1287 yılında İnegöl Tekfuru’nu Domaniç yakınındaki İkizce’de (Erice) yenilgiye uğrattı.

Osman Bey ve silah arkadaşlarının Bizans Tekfurları ile olan savaşlarını izleyen Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubat büyük bir ordu ile Karacahisar önlerine geldi. Osman Bey’in kuvvetleriyle birleşerek Bizans elindeki bu kaleyi kuşattı. Kuşatma sürerken Selçuklu Sultanı geri döndü. Osman Bey’e bir sancak, tuğ alem ve gümüş takımlı bir at göndererek Söğüt ve Eskişehir’i de içine alan bu sancağı Osman Bey’e verdi. Karacahisar’daki Rum kilisesini camiye çeviren Osman Bey ilk kez kendi adına hutbe okuttu(1289). Bu olaylar Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun ilk işaretleri olarak nitelendirilmektedir.

O sıralarda Bilecik henüz Türkler tarafından fethedilmemişti. Bizanslılara ait bir kentti. Bilecik (Belekoma) ve Yarhisar tekfurları vergiye bağlanmıştı. Osman Bey 1299 yılı yaz başında Belekoma kalesini ve peşinden Yarhisar kalesini fethetti.
Bilecik, Yıldırım Bayezid dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmış, ancak, 1402 yılında Ankara meydan savaşında Bayezid’in Timur’a yenilmesi sonucunda 2 ay kadar Timur’un hakimiyetine geçmiş ve Çelebi Sultan Mehmet tarafından geri alınmıştır.

Bu tarihten sonra, Osmanlı yönetimi sırasında Bilecik giderek gelişmiş, ancak, şehrin kurulu bulunduğu alanın iskân için uygun olmaması daha hızlı gelişmesini engellemiştir. Bununla birlikte Bilecik Bursa ve İznik’ten Eskişehir’e ve Anadolu içlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve dinlenme yeri olarak önemini korumuştur.

Bilecik Trakya ve Marmara bölgelerini İç, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleriyle Ön Asya’ya bağlayan İstanbul-Bağdat demiryolu kenarında kurulmuştur. Roma ve Bizanslılar zamanında kent merkezinin küçük bir yer olduğu sanılmaktadır. Türklerin eline geçtikten sonra önem kazanmıştır. Osman Gazi’nin fethettiği ilk önemli kale olması ve Şeyh Edebali Türbesi’nin burada bulunması, şehre olan ilgiyi artırmıştır.

Önceleri kale çevresinde yerleşik kent daha sonra Şeyh Edebali Türbesi, Orhan Gazi camii ve yakınındaki medreseye doğru büyümeye başlamıştır. Şehir Türk hakimiyetine geçtikten sonra, önceleri Türkler ve Rumlar ayrı mahallelerde oturmuşlardır. Örneğin, Türkler daha çok Osman Gazi, Orhan Gazi ve Aşağı Camiler çevresine yerleşmiş, Rumlar ise bugünkü Bilecik merkezinin bulunduğu bölgede yoğunlaşmışlardı. Zamanla toplumlar arası sosyal ve ekonomik ilişkiler kurulmuş, iki toplumun ayrı mahallelerde oturması eğilimi ortadan kalkmış, devlet yapıları Yukarı Mahalleye yapılmaya başlanmış ve kent bugünkü yerleşim yerine doğru gelişmiştir.

Kurtuluş Savaşında Bilecik

İstiklal Savaşında T.B.M.M. hükümet ile İstanbul’da bulunan hükümet arasında ortaya çıkan ihtilafı gidermek amacı ile İstanbul’daki Tevfik Paşa hükümeti adına Dahiliye Nazırı Ahmet İzzet Paşa, Ankara Hükümeti ile bir görüşme yapmak istedi. Görüşmenin Bilecik İstasyon binasında yapılması kararlaştırıldı.

Heyetler 5 Aralık 1920 günü Bilecik İstasyon binasında bir araya geldiler. İstanbul Heyeti Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa, elçilerden Cevat Bey, Ziraat Nazırı Kazım Bey, Hukuk Danışmanı Münir Bey ve Hoca Fatih Efendi’den oluşmuştu. Ankara heyetine ise Mustafa Kemal Paşa başkanlık etmişti. Heyette İsmet Bey (İnönü) de bulunuyordu. Bilecik Mülakatından olumlu ve somut bir sonuç elde edilememiştir.

Yunan Ordusu 6 Ocak 1921 günü Bursa ve Uşak dolaylarından taarruza geçti. 8 Ocak 1921 akşamı Bilecik-Karaköy-Muratdere hattına kadar geldi. Böylece Bilecik işgal edilmiş oldu (Bilecik’in Yunanlılar tarafından ilk işgali).

I. İnönü Savaşı

I. İnönü Savaşı tümüyle Bilecik toprakları üzerinde geçmiştir. Akpınar, Oklubalı mevzilerinde göğüs göğüse kanlı çarpışmalar oldu. Üst üste yenilgiyi alan Yunan ordusu geri çekilmeye başladı. Öyle ki, 11 Ocak 1921 günü taarruzu ilk başlattıkları Zevvare Tepe, Tepeköy, Oluklu, Rızapaşa, Poyra, Beşkardeş Dağları, Zemzemiye ve Bursa’nın doğu mevzilerine kadar çekilmişlerdi. Bilecik’in ilk işgali 8-11 Ocak 1921 tarihleri arasında sadece 4 gün sürmüştür.

II. İnönü Savaşı

II. İnönü Savaşı, 23 Mart 1921’de Yunan ordusunun yeniden Bursa-Uşak kesimlerinden taarruzu üzerine başlamış ve Bilecik ili toprakları üzerinde geçmiştir.
Albay İsmet Bey yönetimindeki Türk kuvvetleri, Yunan birliklerini Bilecik-Pazaryeri ve İnegöl hattında karşılamış ve 26 Mart’ta ise Söğüt-Gündüzbey yolu, Yazıahlat-Karaköy demiryolu ve Bozüyük’ün batısı-Karasu çizgisinin oluşturduğu asıl mevzilerinde savaşmıştır.
İntikam Tepe, Zevvare Tepe ve Nazımbey Tepelerinde kanlı çarpışmalar oldu. Yunanlılar 1 Nisan 1921 akşamı 1. ve 61. tümenlerimizin yaptığı saldırılarla buralardan atıldılar. II. İnönü Savaşı şanlı Türk Ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı.

II. İnönü Savaşları sırasında Bilecik iki kez daha Yunanlılar tarafından işgal edildi (ikinci ve üçüncü işgal). Geri çekilirken 12 Temmuz’da Karaköy ve Yeniköy’ü işgal eden Yunan birlikleri 13 Temmuz 1921’ de Bilecik’e girdiler (ikinci işgal). Fakat, Türk Kuvvetlerinin karşı saldırıları sonucu şehri birkaç gün içinde boşalttılarsa da 22 Temmuz 1921’de yeniden Bilecik’e girdiler (üçüncü işgal). En uzun işgal de bu olmuştur. Ancak 30 Ağustos 1922’deki Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle istilacı Yunan ordusuna karşı son ve kapsamlı zaferi kazanan Türk ordusu, 4 Eylül 1922’de Söğüt ve Bozüyük, 5 Eylül de Pazaryeri ve 6 Eylül l922’de ise Bilecik’i Yunan işgalinden kurtarmıştır.

Yunanlılar bu ilçeler ve il merkezini boşaltırken bir çok yerde yangınlar çıkararak buraları harabeye çevirdiler. Örneğin, Bilecik’te ancak Yukarı Mahalledeki birkaç evle, Tabakhane Mahallesi yangın ve tahripten kurtarılabilmiştir. Yangınlar sırasında 1956 ev, 331 dükkân, 18 han, hükümet konağı, tüm ipek fabrikaları, okul, cami ve türbeler yanarak kullanılamaz duruma gelmiştir.

Cumhuriyet Döneminde Bilecik

Böylece Bilecik Kurtuluş Savaşından çok büyük yaralar alarak çıkmış, savaşın getirdiği sosyal ve ekonomik çöküntü nedeniyle Cumhuriyet dönemine çok güçsüz başlamıştır.

Bilecik Halkı Kurtuluş Savaşına tüm varlığı ile katılmış, gerek milis kuvvetleri ve gerekse düzenli ordularımıza onbinlerce evladını vermiştir. Bilecik, Kurtuluş Savaşından yanmış-yıkılmış, tam bir enkaz halinde çıkmıştır. 1920’lerde 12.000 olduğu tahmin edilen şehir nüfusu, savaştan sonra 4.000’e inmiştir.

Savaştan önce Bilecik bölgenin en önemli ipek endüstrisi merkeziydi. Şehirde çok sayıda ipekçilik tesisi ve ipek kadife üreten fabrika bulunuyordu. Ancak, Yunanlıların çıkardığı intikam yangınlarında bu fabrika ve tesislerin tümü yandı. Bu arada diğer fabrika ve işyerlerinin de yanmış olması il ekonomisini çökertmiştir.




TARİHİ YERLERİ VE ESERLERİ
Şeyh Edebali Türbesi


Osmanlı Devletinin ''Manevi Kurucusu'' sayılan Şeyh Edebalı, Horosan'ın Merv şehrinde doğup ''Manevi Fatihler'' halkasına katılarak Anadolu'ya göç etmiş ve Eskişehir, Söğüt, Bilecik bölgesini kendisine vatan edinmiştir.Osman Gazi'nin yaptığı fetih hareketleri ile büyüyen Beyliğin Bilecik Kadılığına getirildikten sonra da Bilecik'e yerleşmiş ve Bilecik'te ebediyete intikal etmiştir.Türbesi, Orhan Gazi tarafından, Eski Bilecik şehrinin kurulduğu vadinin sırtında küçük bir tepe üstüne yaptırılmıştır. Konumu itibari ile bu türbe, eski Bilecik ilini tepeden görür vaziyette idi.Türbenin eskiden kubbeli olduğu biliniyor. Fakat Yunan işgali sırasında bütün Bilecik ili gibi türbeye de zarar verilmiş ve bu kubbe tahrip edilmiştir. Bunun üzerine türbe kiremit çatı ile örtülmüştür. Bir salon ve iki ayrı odadan ibaret olan türbede, büyük oda mihraplı bir mescit, diğer yandaki oda ise sohbethane ve misafirhane olarak kullanılmaktaydı.Şeyh Edebalı ve yakınlarının bulunduğu kısımda, tavanı kubbeli bölüm dikdörtgen biçiminde olup burada yedi büyük, dört küçük sanduka bulunmaktadır. Burada medfun bulunanların Şeyh'in ailesi olduğu sanılmaktadır.Türbenin bahçesinde ayrıca mezarlar bulunmaktadır. Burada Şeyh Edebali Hazretlerinin yakınlarının ve talebelerinin defnedildiğini söylemek yanlış olmaz.Edabali Türbesi içinde, Şeyh Edebali'nin kızının ve eşinin gömülü olduğu küçük bir yapı daha bulunmaktadır. Bilindiği gibi Şeyhin kızı Bâlâ Hatun Osman Gazi'nin eşidir.Türbe, 90'lı yılların sonunda Bilecik Valiliği tarafından tadilattan geçirilmiş ve Türbenin çevre düzenlemesi yaptırılmıştır. Türbeye bağlanan yollar da yine aynı dönem içinde bakımdan geçirilmiş ve genişletilmiştir.Şeyh Edebali, halen Bilecik ve çevresinde en çok saygı gösterilen Manevi Liderlerin başında gelmektedir. Halkımız Düğün, bayram ve askere uğurlama gibi milli ve manevi değeri yüksek olan günlerde Şeyh'in Türbesini ziyaret etmekte ve Onun manevi eteğine sarılmaktadır.



Çelebi Mehmet Camii


Çarşı Camii olarak da bilinen cami, 1414-1420 yılları arasında Sultan I.Mehmet Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Cami, Osmanlı Mimarlık Sanatının kubbeli yapılar türündeki ilk örneklerinden biri kabul edilmektedir.Dikdörtgen planı, bir büyük ana kubbe ve on bir küçük kubbesi, bir minaresi kuzey,doğu ve batı taraflarından üç giriş kapısı olan büyükçe bir camidir.Caminin bir külliye olarak yapıldığı düşünülmektedir. Etrafında, imarethanesi, hamamı ve diğer müştemilatının bulunduğu sanılmaktadır. Söğüt Belediyesi tarafından yapılan yol çalışmaları sırasında Caminin etrafında buna benzer temel kalıntılarının bulunduğu da rivayet edilmektedir. Geçmişte büyük bir vakfiyesinin bulunduğu da bilinmektedir. Yalnız günümüze kalmış veya gün ışığına çıkarılmış bir belge bulunmamaktadır.Caminin İç mekanının aydınlanması için kubbe üzerine fener konulmuştur. Ana kubbe dört taş sütun üzerine oturtulmuştur. Ana kubbe etrafında da diğer küçük kubbeler bulunmaktadır. Cami içi süslemeleri Hemşehrimiz Sultan Abdülhamid Han tarafından yaptırılan onarım çalışmaları esnasında yapıldığı bilinmektedir.Camide bulunan Sakalı Şerif her yıl Kadir Gecesi'nde ziyarete açılır ve bütün Söğüt halkı tarafından huşu içinde ziyaret edilir.Cami halen, Söğüt'ün en büyük camilerindendir.Şu anda çay bahçesi olarak işletilen Caminin avlusunda bulunan büyük çınar ağaçları asırlara meydan okuyan heybetleriyle geçmişten günümüze bir köprü kurmaktadır.




Darùl Eyham


Sultan Reşat zamanında, devrin kaymakamı Sait Bey tarafından Hamidiye İdadisine ek olarak imece yoluyla yaptırılmış, duvarları taştan iki katlı bir binadır. Bina son dönem Osmanlı Mimarisinin bütün özelliklerini yansıtmaktadır.Giriş kapısı üzerinde bulunan yirmi iki parça çiniden , on bir parçası düşerek kırılmış, kalan onbir parçası ise Söğüt Etnoğrafya Müzesi'inde koruma altına alınmıştır.Cumhuriyet Döneminde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde okul olarak da kullanılan bina Osmanlı Devletinin Söğüt'teki en büyük miraslarından birisidir.Şehit çocuklarının yararlandığı bu binaya halk arasında ''Şüheda Mektebi'' veya ''Şehitler Mektebi'' de denmektedir.




İsa Sofi Türbesi


İlçeye bağlı Borcak Köyü'nde bulunan türbe, kare planlı, üzeri kubbeli, moloz taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde yaşamış olan İsa Sofi bilgin, gönül dostu, ermiş ulu bir insan olarak bilinir.Bölgede bundan başka Sır Hoca, Kara Tekin, Kamuran Tekke,Taşça Dede, Kumral Dede, Süleyman Bey, isimleri ile anılan türbe ve yatırlar da mevcuttur. Ancak bunlar hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır


Kaymakam Çeşmesi


Söğüt İlçesinde, 1919 yılında Kaymakam Sait Bey tarafından yaptırılmış Neo-Klasik üsluptaki çeşme, Osmanlı Mimarlık Sanatının son örneklerindendir. Çeşmenin üç kenarının ortalarında dilimli vazo biçiminde yalakları, iki yanında kabartma yaldız, motifleri bulunmaktadır.Yüzeyler sivri kemerler niş durumunda olup, nişin içi ve üstü renkli çinilerle kaplıdır.Çeşme dört cepheli olup, mermerden yapılmıştır. Dört tarafındaki Kütahya çinileri ve süslemeleri ile küçük ve zarif bir eserdir.





Metristepe Zafer Anıtı


İlçemiz Söğüt ve çevresi Kurtuluş Savaşının tam ortasında kalmış ve Millî Kurtuluş hareketinin her aşamasında katkısını göstermiştir. Düşmana vurulan en önemli darbelerden biri olan İnönü Savaşı Bilecik ve Eskişehir hattı üzerinde Söğüt ve Bozüyük topraklarını da içine alan bir hat üzerinde yapılmış ve Düşmana öldürücü darbe Metristepe Mevkiinde indirilmiştir.Burada aldığı darbeler neticesinde mevzi düşman kuvvetleri mevzi kaybetmiş ve Milli Kurtuluşumuz için gerekli olan asker ve erzak tedariki için bize de zaman kazandırmıştır. Tarihçilere göre Metristepe mevkiinde kazanılan zafer Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme döneminde başlayan toprak kaybının ve Türk'ün fethettiği bölgelerden geri çekilmek zorunda bırakılmasının sonu olmuş ve Anadolu'nun öz vatanımız olduğu da bir kere daha kanıtlanmıştır.Kurtuluş Savaşımızın Lideri ve Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk de bu mevkide kazanılan zafer sonrası Türk ordusuna çektiği telgraf ile bu başarının önemini vurgulamıştır. ''Siz orda sadece düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz'' Metristepe'de bu güne nişane olarak bir anıt inşa edilmiş ve her yıl Nisan ayının 1. günü burada anma törenleri düzenlenir olmuştur.Betonarme olarak 24 metre yüksekliğinde yapılan anıt üzerinde rölyefler, savaşa katılan birlikler ve komutanlarıyla ilgili bilgiler bulunur. Metristepe'nin tarihsel önemi dikkate alınarak Valilikçe 2001 yılında anıt ve çevresinde yeniden restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Anıtın yan tarafında, savaşlarda görev alan üst düzey komutanların fotoğraflarının yer aldığı 2 adet dikdörtgen anıt ile dört bir tarafına ve anıttan ayrı İnönü Savaşları ve tarihi telgrafları içeren dört adet rölyef, anıtın ön tarafına da iki ayrı kaide üzerinde heykeller yapılmış, çevresinde siperler kazılmıştır.


Söğüt Ertuğrulgazi Müzesi


Söğüt İlçe Merkezinde Eski Türk evi mimarisiyle restore edilerek 2001 yılında hizmete açılan Müze'de Söğüt ve civarı ile yakın çevrede yaşayan yörüklere ait etnografik eserler ve eşyalar sergilenmektedir. Müze'de sancak, eski giyim ve kuşamlar, el dokuması kilim ve halılar, silahlar, ölçü ve tartı aletleri, peşkir ve para keseleri; Arkeolojik eserler (Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait sikkeler, Roma dönemine ait toprak kaplar) mevcuttur.


Dursun Fakıh Türbesi


Osmanlı Devletinin ilk kadısı olan Dursun Fakıh, Şeyh Edebali Hazretlerinin talebesi ve damadıdır. Şeyh Hazretlerinden aldığı dersler ile eğitim gören Dursun Fakih Osman Gazi ile birlikte pek çok gazâya katılmış ve Türk Askerinin manevi önderliğini yapmıştır. Katıldığı bu seferlerde askerlerin imamlığını ve vaizliğini yapmıştır. Tarihimizde sıkça görülen ''Alperen''lerdendir. Yapılan fetihlerle beyliğin genişlemesi sonucu, bir devlet teşkilatı kurmak gerekmiş ve Dursun Fakıh da Şeyh Edebalinin tavsiyesi üzerine Devletin ilk kadısı olmuştur.Doğum ve Ölüm tarihleri bilinmeyen Dursun Fakıh'ın Söğüt-Bilecik karayolunun yakınında Küre Beldesinin girişinde huniyi andıran bir tepe üzerindedir.Tek odalı kubbeli olarak yapılan türbe yakın zamanda Küre Belediye tarafından yeniden inşa edilmiş ve Türbe çevresi de düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Bilecik ve yöresine gelen ziyaretçilerin, Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi türbelerinden sonra ziyaret ettikleri üçüncü adrestir.Ertuğrul Gazi ihtifalinin yapıldığı Eylül Ayının ikinci haftasonu her yıl, Küre Belediyesi tarafından Dursun Fakıh'ın ruhuna hatim yapılmakta ve misafirlere türbe mahalinde şifalı pilav ikram edilmektedir.


Ertuğrul Gazi Türbesi


400 çadırlık bir obanın beyi Ertuğrul Gazi, bir akarsu gibi kıvrıla kıvrıla, bazen hızla akarak, bazen durgunlaşarak Anadolu'yu baştan başa geçmiş ve Anadolu Selçuklu Devletinin hizmetine girerek sınır boylarında yapılan fetihlere bizzat katılmış ve gösterdiği başarılar ve kahramanlıklar neticesinde kendisine yerleşmek için Söğüt ve yazlık olarak da Domaniç verilmiştir.Yarım asra yakın süren beyliği sırasında, yaptığı savaşlar ve fethettiği topraklar ile Selçuklu beylerinin güvenini ve takdirini kazanmış, yerli halka gösterdiği ilgi ve dürüst yönetim ile de hak ettiği saygınlığa ulaşmıştır. 1281 yılında 93 yaşında iken vefat ettiği rivayet edilmektedir.Vefatından sonra Oğlu Osman Bey tarafından şu anda medfun olduğu bölgeye defnedilmiştir. Kaynaklara göre Türbesi Sultan I. Mehmet zamanında onun tarafından yaptırılmıştır. Türbenin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yalnız Çelebi Mehmet Camii ile aynı zamanda yapılmış olma ihtimali yüksektir.Çevresi geniş duvarlarla çevrili, ağaçlandırılmış bir bahçe içerisinde yer alan türbe altıgen bir plan üzerinde kubbeli ve tek odalı olarak yapılmış, daha sonra türbeye bir de antre ilave edilmiştir. Duvarları bir sıra taş, üç sıra tuğla ile örülmüştür. Kubbesi kurşunla kaplanmıştır.Zamanla yıpranan türbe Sultan III. Mustafa tarafından 1757 yılında yeniden yapılırcasına büyük bir onarımdan geçirilmiş ve bundan bir asır sonra 1886 yılında Hemşehrimiz Sultan II. Abdülhamit Han tarafından yeniden onarılmıştır. Hemşehrimizin onarımından sonra Türbeye bir de kitabe yazılmış ve türbe girişine de iki tane çeşme yapılmıştır. Hemşehrimiz türbeye çok değerli hediyeler ve el yazması Kur'an'lar hediye etmiş, lakin Yunan işgali sırasında tüm bu değerli hediyeler talan edilmiştir.Ölümü üzerinden 600 yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen düşmanın O'na duyduğu nefret hiç azalmamıştır. Bunun ispatı olarak Yunan işgali sırasında türbe de talan edilmiştir. Yunan askerlerinin, naşını bulmak için sandukanın altını kazdıkları lakin Büyüklerin naşına ulaşılamaması için bir tedbir olarak sandukanın tam altına gömülmemeleri sebebiyle Ertuğrul Gazi'nin naşını bulamadıkları bilinmektedir. Yunan askerlerinin sandukasını tekmeleyerek ''Kalk da kurtar halkını'' diye hakaretlerde bulundukları hem halk arasında bilinmekte hem de resmi kaynaklar tarafından doğrulanmaktadır. Pencere kepenklerine sıkılan Yunan kurşunları bir ibret vesikası olarak hala Türbe camlarında görülebilir.Türbenin bahçesinde; Ertuğrulgazi'nin aile efradı ile birlikte kendisinin ve Oğlu Osman Gazi'nin yakın silah arkadaşlarının kabirleri bulunmaktadır. Aile yakındalarından eşi Halime Hatun, kardeşi Dündar Bey, oğlu Savcı Bey, ile silah ve sır arkadaşları olan Akçakoca, Konur Alp, Aykut Alp, Turgut Alp, Samsa Çavuş, Karamürsel, Abdurrahman Gazi ve Emin Ali Ertuğrul Gazi Türbesinin haziresinde medfundur. Silah arkadaşı olarak isimleri sayılan bu gaziler, Osmanlı devletinin ilk akıncıları olarak kabul edilebilir. Gebze sınırlarından Bursa boylarına kadar yer alan arazilerin fetihlerinde hep bu gazilerin isimlerine rastlamak mümkündür. Türbede ayrıca Osman Gazi'nin geçici kabri de bulunmaktadır. Bursa Orhan Bey tarafından fethedildikten sonra, Osman Gazi'nin nâşı da ebedi istirahatgâhı olan türbesine nakledilmiştir.


Ertuğrul Gazi Mescidi ( Kuyulu Mescit)


Ertuğrul Gazi aşiretiyle birlikte Söğüt'e geldiğinde Aktopraklı mevkiine yerleşmiştir. Bu yerleşim yerinin Söğüt Çayı kenarında inşa edilen mescit, küçük mütevazi bahçe içerisinde bir ibadet hanedir.İnşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte beyliğin ilk ibadetgâhı olduğu rivayet edilmektedir. Şu anda mescit olarak kullanılan binanın cami olarak inşa edilmiş olması o günün koşulları için daha gerçekçidir.Kare planında tek kubbeli ve minaresi bulunan mescidin kuzeyinde son cemaat yeri mevcuttur.Bahçesinde günümüzde üstü kapatılmış olan birde su kuyusu bulunmaktadır. Kuyulu Mescit adı da buradan gelmektedir.Mescit mekan ve plan olarak asıl hüviyetini korumakla birlikte zaman içerisinde büyük bir değişikliğe uğramış ve birkaç kere temel üzerinden yeniden inşa edilmiştir.


Hamidiye İdadisi


1903 yılında Hemşehrimiz II. Abdülhamit Han tarafından yaptırılmıştır. Son dönem Osmanlı Mimarisinin izlerini taşır.İki katlı, taştan bir binadır. Pencere ve kapı sütunları kırmızı kesme taştan yapılmıştır. Bina zarif görünüşlü ve mimarisiyle de son derece görkemli ve ilgi çekicidir.Bina tamamlandığında, İstanbul'da yaptırılan Osmanlı Arması, dokuz manda arabası ile taşınarak Söğüt'e getirilmiş ve kapısının üzerine asılmıştır.


Hamidiye Camii


Hemşehrimiz Sultan Abdülhamid Han'ın mirası ve hediyesi olan Hamidiye Camii, Osmanlının son dönemindeki neo-klasik mimarı tarzdaki yapılara güzel bir örnektir. 1903-1905 yılları arasında yaptırıldığı bilinmektedir.Kare planlı olup, duvarları kırmızı kesme taştandır. Yapının üstü kurşun kaplı tek bir kubbeyle örtülüdür. Minarelerinin mimari yapısı da dikkat çekici niteliktedir. İki minareye sahip olması sebebiyle halk arasında ''Çifte Minareli Cami'' olarak da bilinir.Pencere aralarında panolar yapılmak suretiyle çiniler yerleştirilmiştir. Cami içi süslemeleri gayet zarif ve dikkat çekicidir.Cami Hamidiye İdadisi olarak bilinen bina ile birlikte karşı karşıya inşa edilmiştir.


Kumral Abdal Türbesi


Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde önemli bir yere sahip dervişlerden biri olan Kum-ral Abdal, Ertuğrul Gazi'nin sancaktarı, Edebalı'nın mürididir. Osman Gazi'nin rüyasında göğsünden çıkan ulu çınar ağacının Şeyh Edebalı tarafından ''Kurulacak büyük bir devletin'' müjdesi olarak yorumlanmasının ilk tanığıdır. Türbesi Bozüyük'te 2 km. uzaklıkta, Kovalıca yolu üzerindedir.


Mihal Gazi Türbesi


Bizansın Harmankaya Tekfurudur. Osman Bey'e yönelik bir suikasti haber verdiği için tarihimizde özel bir yeri vardır. Gördüğü rüya üzerine Müslüman olmuş ve aldığı Abdullah adıyla Osmanlı Ordularında akıncılık yapmıştır. Türbesi İnhisar İlçesi Harmanköy'dedir.


Malhunhatun Türbesi

Şeyh Edebalı Türbesinin bitişiğinde, külliyenin en doğrusunda, yine bir kaya üzerinde yer almaktadır. Şeyh Edebalı'nın kızı Osman Gazinin eşidir. Dört köşeli, kubbeli küçük bir yapıdır. Kubbe eteğinde iki pencere vardır. Osmanlı türbe mimarisi özelliklerini gösteren yapının öbür türbeyle yüksekliği birkaç basamakla giderilmiştir.


Orhangazi Camii

Orhan Gazi tarafından yaptırılan cami, Edebalı Türbesine 50 m. Uzaklıktadır. En ilginç yanı, minareler camiye bitişik olurken, burada ise asıl minaresi ana binadan 30 m. Uzakta bir kayanın üzerine inşa edilmiştir.

II. Abdülhamid zamanında önemli bir onarım görmüştür. Orhan Gazi Camii Osmanlı Devri Türk mimari sanatının Dini mimari alanında ilk kubbeli yapı denemesinin örneğidir. Kubbe üzeri restorasyon sırasında kurşunla kaplandığı için Kurşunlu Camii adıyla bilinir.


Osmangazi Camii

Eski Bilecik'in kuzeybatısında küçük bir vadinin ortasında, yapay bir platform üzerindedir. Vakfiyesinden anlaşıldığına göre, Orhan Gazi, Camiyi babası Osman Gazi için yaptırmıştır. Kurtuluş savaşı sırasında Yunanlıların yıkımına uğramış, günümüzde kuzey duvarları ve minaresiyle ayakta kalmıştır. Duvarlar moloz taştandır. Minarenin kare tabanı kesme taştan silindirik gövdesi tuğladan, tarihi değeri büyük bir yapıdır.



Ertuğrulgazi Mescidi

Söğüt İlçesinin güney batısında Söğüt Çayı kenarında bulunan mescit, Ertuğrul Gazi'nin aşiretiyle geldiğinde ilk çadır kurduğu yer olarak rivayet edilir. İçinde kuyu bulunan ve ''Kuyulu Mescit'' olarak da adlandırılan yapı, 1276 tarihinden önce Ertuğrul Gazi tarafından yapılmış, II. Abdülhamit tarafından 1902 yılında aynı temeller üzerine inşa edilmiş ve daha sonraları onarım görmüştür.


Köprülü Mehmet Paşa Camii

1665 yılında Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan cami, Bilecik-Sakarya Karayolu üzerinde Vezirhan beldesinde, Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı yakınındadır. Dikdörtgen planlı, duvarları kesme taştandır.


Hamidiye Camii

Söğüt İlçesinde son Osmanlı döneminin neo-klasik mimarı tarzdaki yapılardan güzel bir örnektir .1903-1905 yıllarında II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı olup, duvarları kırmızı kesme taştandır. Yapının üstü kurşun kaplı tek bir kubbeyle örtülüdür.
İki minareli olduğu için halk arasında ''Çifte Minareli Camii'' olarak da tanınır.


Rüstem Paşa Camii

Osmaneli İlçe merkezinde klasik üsluptaki yapı, Ulu Cami adıyla da tanınır. Cami Kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır.


Kasım Paşa Camii ve Külliyesi

Bozüyük İlçe merkezindeki cami, klasik Osmanlı Camilerinin tipik örneklerindendir. 1525-1528 tarihlerinde Kanuni Sultan Süleyman'ın komutanlarından Kasım Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır.

Duvarları kesme taştandır. Tek kasnaklara oturan üç kubbeli son cemaat yeri bulunmaktadır. Giriş kapısı ve mihrabın yanındaki pencerelerin ahşap kanatları ağaç işçiliği ve fildişi kakmaları ile ilgi çekicidir. Minberi ak mermerden çeşitli renkte çinilerle kaplıdır.
Hama'dan gelmiş, 1,75 m. yüksekliğinde dört sütunun üstüne kare bir mermer levha konarak kürsü durumuna getirilmiştir.


Çelebi Mehmet Camii

Söğüt İlçe Merkezinde 1414-1420 yılları arasında Sultan I.Mehmet Çelebi tarafından yaptırılmış olup, Osmanlı Mimarlık Sanatının kubbeli yapılar türündeki ilk örneklerindendir. Dikdörtgen görünümlü olan ve 12 kubbesi bulunan Cami, II. Abdülhamit tarafından onarılmıştır.


Karamustafa Paşa Camii

Pazaryeri İlçemizde, Osmanlı Sadrazamlarından Merzifonlu Mustafa Paşa'nın İran Seferine gidişi sırasında geçerken yaptırdığı camidir. Yanında bir de medresesi bulunan ancak, Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan işgali sırasında tahrip edilen caminin minaresi günümüze kadar gelmiş, caminin yerine yenisi yaptırılmıştır.


Türk Büyükleri Platformu

Tarihte devlet kuran Metehan'dan Atatürk'e kadar Türk Büyüklerinin büstlerinin ve bayraklarının yer aldığı platform Söğüt İlçesindedir.


Mihalbey Hanı (Taşhan)

Gölpazarı İlçe merkezindeki han ilk dönem Osmanlı Mimarisinin yapısal örneklerini taşır.
Kemerli giriş kapısının üzerindeki kitabeden, han'ın 1318 yılında Mihalbey tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı iri taşlarla yapılmış han'ın duvarları ve üzeri tuğla malzemeyle tonoz örtülüdür.


Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı

Bilecik-Adapazarı karayolu üzerinde Vezirhan Beldesindedir.. 17.yüzyıl başlarında sadrazam Köprülü Mehmet Paşa yaptırmıştır. 1665 yılında yapıldığı sanılmaktadır. Tipik bir han olmakla beraber, bir kervansaray örneğidir.

Uzunca dikdörtgen planında olan kervansaray üç bölümden oluşmaktadır. Arabaların çekildiği orta bölüm, kervansarayın ana yapısı olan yan bölümlerden daha küçüktür. Kervansarayda konaklayanların oturmaları için yapılmış olanlardan bugün hiçbir iz kalmamıştır. 1915'te sağlam olduğu bilinen çatı bu tarihte çökmüş, günümüzde yıkıntı dört duvar durumundadır.

Kilise Kalıntısı

Osmaneli İlçe merkezinde, üç nofli, haç planlı kubbeli bazilika tarzında bir yapıdır. Yalnız iç nartaksi vardır. Ortadaki küçük kubbesi ve çatı örtüsü yıkılmıştır. Kubbe dışında kalan çatı örtüsünün dahilde tonozla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Ön cephenin iki köşesinde birer çan kulesi yükselmektedir. Bina günal üslubu itibariyle ortaçağ roman kiliselerinin XIX. yy. sonlarına doğru yapılmış bir taklididir.


İnönü Şehitliği

Bozüyük'e 6 km uzaklıktaki etrafı çam ve köknar ağaçlarıyla çevrili şehitliğin içinde çok sayıda şehit mezarı ve ayrıca mermerden yapılmış şehitlik nişan taşı bulunmaktadır. Her yıl 1 Nisan'da ''İnönü Şehitlerini Anma Günü'' burada yapılır.


İntikamtepe Şehitliği


Kurtuluş Savaşında şehit düşen çok sayıdaki insanımızın kabirlerinin bulunduğu şehitlik, Bozüyük Dodurga yolu üzerinde bulunmaktadır.
Mezarlardan birinin üzerindeki yazıda; ''126. Alay, 3. Tabur, 9. Birlik kahramanları buruda şehit düştüler. 30-31 Mart 1921 Mezarları Zaferlerin Beşiği Oldu.'' İbaresi yer almaktadır.


Belekoma Kalesi

Şu anda tahrip edilmiş temellerine rastlanan ve Eski Bilecik şehrinin etrafında kurulup geliştiği kale, Karasu Havzasının Hamsu Vadisinin en dik ve sarp kayasının üzerine kurulmuştu. Bugün bedenlerinden eser kalmayan kalenin, kayaların boş yerlerini dolduran temel parçaları doğu yüzünde görülmektedir. İki kısım olduğu ileri sürülen kalenin şato biçimindeki kısmında Tekfur, halk arasında kral kızının mezarı olarak adlandırılan ikinci kısmında ise Tekfur ailesi ve diğer kadınlar bulunurdu.


Saat Kulesi

Bilecik Merkezinde İpekyolu üzerinde seyahat edenlere zamanı bildirmek amacıyla dört cepheli, saat göstergeli olarak, 1907 yılında II. Abdülhamit zamanında yapılan saat kulesi, ana bölüm olarak taş ve ağaç gövdeyle, külah kısmından ibarettir.


Hamidiye İdadisi

1903 yılında II. Abdülhamit tarafından yaptırılan ve üzerinde Sultan Abdülhamit'in tuğrası bulunan idadi, kırmızı kesme taştan yapılan pencere ve kapı sütunları , zarif görünüşü ve mimarisiyle son derece görkemli ve ilgi çekicidir.

Ayrıca, Dar-ül itan 1919 yılında Kaymakam Sait Bey tarafından Hamidiye İdadisine ek olarak Sultan Reşat zamanında imece olarak yaptırılmıştır. Şehit çocuklarının yararlandığı bu binaya halk arasında ''Şüheda Mektebi'' veya ''Şehitler Mektebi'' denmektedir.


Orhangazi İmareti

İpekyolunun Bilecik'ten geçen bölümü üzerinde yapılmış olan imaretin (Aşevi) duvarları; taş sıralar arasına tuğla konularak örülmüş, yığma duvar özelliğinde; yüksek, iki kubbeli bölüm-den oluşmuştur.


Kasımpaşa İmareti

Kasımpaşa Camiinin batı yönünde bulunan imaret, cami ile birlikte inşa edilmiş olup; halen aşevi olarak kullanılmaktadır. Kesme taştan yapılmış ve üzeri kiremit çatı ile kaplı dikdörtgen biçimindeki yapı , bugün hala sağlam görünümüyle ilgi çekmektedir

hira_pc isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Facebook'ta Paylaş